İçeriğe geç

Dişi zaar ne demek ?

Bugün “Dişi zaar ne demek” konusunu daha yakından inceleyerek merak edilen detaylara değineceğiz.

Kebe ekibi olarak “Dişi zaar ne demek” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!

Dişi Zaar Ne Demek? Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında İçimde Büyüyen Bir Hikâye

Bir Kelimenin Peşine Düşmek

Kayseri’de kış erken iner. Akşam olur olmaz hava keskinleşir, sokak lambalarının altında buhar gibi yükselen nefesler bile görünür hale gelir. Ben 25 yaşındayım. Günlük tutarım; bazen bir insanı, bazen bir bakışı, bazen de sadece bir kelimeyi günlerce içimde çeviririm.

“Dişi zaar ne demek?”

Bu soruyu ilk duyduğumda gülümsedim. Çünkü bazı kelimeler vardır, anlamını bilmesen bile sana bir şey hissettirir. Sanki içinden geçmiş bir acıyı, yarım kalmış bir cümleyi taşır.

O gün iş çıkışıydı. Soğuk, kemiklere işleyen cinsten. Bir çay ocağında oturmuş, elimde defterim, bir yandan yazıyor bir yandan insanları izliyordum. Yan masada iki adam konuşuyordu. Biri diğerine eğildi ve neredeyse fısıldar gibi dedi:

“Bu çocukta dişi zaar var belli…”

Kalemim o anda durdu.

Dişi zaar.

Sanki kelime değil de bir duygu düştü masaya.

Kelimenin Peşindeki Boşluk

O gece eve döndüğümde ilk işim bunu yazmak oldu. Ama yazamadım. Çünkü anlamını bilmiyordum. Sözlükte yoktu. İnternette aradım, net bir karşılık bulamadım.

Ama bazı şeyler vardır ki sözlükte değil, insanın içinde yaşar.

Benim içimde ise o kelime büyüyordu.

“Dişi” kısmı kadınlığı çağrıştırıyordu ama asıl mesele bu değildi. “Zaar” ise Kayseri’de, İç Anadolu’nun bazı ağızlarında “çok istemek, içi yanmak, özlemek, bir şeye tutulmak” gibi bir ağırlık taşırdı. Ama birlikte kullanıldığında… işte orası değişiyordu.

Dişi zaar, sanki bir insanın bir insana değil de, bir duygunun içine düşmesi gibi bir şeydi.

Onu İlk Gördüğüm Gün

Bu kelimeyi anlamaya çalışırken aklıma Elif geldi.

Onu ilk gördüğümde mart ayıydı. Hava ne tam kış ne tam bahardı. Kayseri’nin o kararsız havası gibi. Üniversite kütüphanesinde oturuyorduk. Aynı masada değil ama aynı sessizliğin içindeydik.

Başını kaldırıp bana bakmıştı bir an.

O bakış, uzun sürmemişti ama içimde uzun bir yere yerleşmişti.

Sonra her şey yavaş yavaş oldu. Önce tesadüfler, sonra aynı saatlerde kütüphaneye gelişler, sonra “merhaba”lar.

Ama ben en çok susuyordum. Çünkü bazı insanlar konuşmaya başladığında her şey gerçek olur diye korkarsın.

Benim için Elif, gerçek olursa kaybolacak bir ihtimal gibiydi.

Dişi Zaar’ın İçimdeki Karşılığı

Bir gün arkadaşım Mert’e bu kelimeyi sordum. Çay içerken, sanki sıradan bir şey soruyormuşum gibi:

“Dişi zaar ne demek sence?”

Güldü.

“Kim söyledi sana onu?”

“Duymuş bulundum.”

Bir süre sustu. Sonra gözlerini uzaklara dikti.

“Valla,” dedi, “ben onu şöyle bilirim… Birine öyle bir bağlanırsın ki, hem gitmek istersin hem kalmak. İçin yanar ama yakmaya da razısındır. İşte dişi zaar o olabilir.”

O an içimden bir şey koptu.

Çünkü Elif’i düşündüm.

Ve fark ettim ki ben bir süredir tam olarak bunu yaşıyordum.

Gitmek istiyor ama kalıyordum.

Konuşmak istiyor ama susuyordum.

Bakmak istiyor ama kaçıyordum.

Susmanın Gürültüsü

Elif’le bir gün yağmurda yürüdük. Kayseri’de yağmur nadir ama olduğunda da insana fazla şey düşündürür.

O bana hayatından bahsetti. Ben onu dinlerken sadece başımı salladım.

O an içimde bir cümle vardı. Söylersem her şey değişecekti:

“Seni düşünüyorum.”

Ama söylemedim.

Çünkü bazı duygular, dile gelince küçülür diye korkuyordum.

Yağmur şiddetlendi. Şemsiyem yoktu. O vardı. Ama o da paylaşmıyordu. Yan yana ıslanıyorduk.

Ve ben o an ilk kez şunu hissettim:

Dişi zaar, sadece bir kelime değilmiş.

İnsanın içinde büyüyen bir sessizlikmiş.

Günlüğüme Yazdığım O Gece

Benzer Konular: Kafa dağılması ne demek ?

O gece eve döndüğümde defterimi açtım.

Şöyle yazdım:

“Bugün Elif’le yürüdüm. Islandık. Ama asıl ıslanan içim oldu. Bir kelimeyi öğrendim: dişi zaar. Ve galiba ben o kelimenin içinde yaşıyorum.”

Kalemi bıraktım.

Bir süre sayfaya baktım.

Sonra devam ettim:

“Onu seviyor muyum bilmiyorum. Ama yokluğunu düşününce içim sıkışıyor. Bu sevgi mi, alışkanlık mı, yoksa sadece dişi zaar mı?”

O an cevap bulamadım.

Ama soru içimde kaldı.

Uzaklaşmanın Başladığı An

Zaman geçti.

Bazı insanlar hayatına yavaş yavaş girer, sonra yine yavaş yavaş çıkar. Ama çıkarken gürültü yapmazlar. Sessiz bir boşluk bırakırlar.

Elif de öyle yaptı.

Bir gün daha az konuşmaya başladık.

Sonra daha az görünmeye.

Sonra sadece “naber”lere düştü ilişkimiz.

Ben yazmak istedim.

Ama yazmadım.

Çünkü yazarsam, her şeyin gerçek olacağından korktum.

Ve en çok da şundan:

Gerçek olursa, kaybetmek daha ağır olurdu.

İçimde Büyüyen Eksiklik

Bir akşam yine çay ocağında oturuyordum. Aynı masa, aynı sokak, aynı soğuk.

Ama içim aynı değildi.

Bir şey eksikti.

Ve o eksiklik, fiziksel bir ağrı gibi değildi. Daha çok bir alışkanlığın yokluğu gibiydi.

Telefonuma baktım.

Elif’ten mesaj yoktu.

Zaten uzun zamandır yoktu.

O an fark ettim:

Ben onu özlemiyordum sadece.

Ben onunla hissettiğim kendimi özlüyordum.

Ve işte o an, dişi zaarın ne olduğunu daha derin anladım.

Bir insanı değil, bir hissi kaybetmekmiş.

Kelimelerin Yetersizliği

Bazı duygular var, anlatılamıyor.

Ne yazarsan yaz eksik kalıyor.

Ben de o yüzden artık kelimelere daha az güveniyorum.

Çünkü bazı şeyler konuşuldukça küçülüyor.

Dişi zaar ise tam tersi.

Konuşmadıkça büyüyor.

İnsanın içinde yer değiştiriyor.

Bir gün kalbinde, bir gün boğazında, bir gün ellerinde.

Son Defter Sayfası

Sonra bir gün defterimin son sayfasına şunu yazdım:

“Eğer dişi zaar bir insan olsaydı, Elif olurdu. Eğer bir yer olsaydı, Kayseri’nin kış akşamı olurdu. Eğer bir his olsaydı, yarım kalmak olurdu.”

Kalemi kapattım.

Artık kelimeyi sormuyordum.

Çünkü cevabı öğrenmiştim.

Ama bazı cevaplar insanı rahatlatmaz.

Sadece daha derine indirir.

Bugün Geriye Kalan

Şimdi aynı sokaklarda yürüyorum.

Aynı çay ocağında oturuyorum.

Aynı deftere yazıyorum.

Ama içimde o kelime hâlâ duruyor.

Dişi zaar.

Ne tam bir özlem.

Ne tam bir aşk.

Ne de sadece bir kelime.

Daha çok, insanın içinde sessizce büyüyen bir yanma hali.

Ve bazen düşünüyorum:

Belki de bazı insanlar hayatımıza bizi tamamlamak için değil, eksikliğimizi göstermek için giriyordur.

Elif de öyleydi.

Ve ben hâlâ o eksikliğin içinde yaşıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://www.festivalforum.com.tr https://isiteknikgrup.com.tr https://toptankilit.com.tr Sitemap
vd.casino