Matematik 55 Olursa Takdir Alınır mı? | Kayseri’de Bir Genç, Bir Sınav ve Bir Umut
Hayatımda birkaç an var ki, o anları unutmak mümkün değil. Hepsi birbirinden farklı, her biri farklı bir duyguyu içinde barındıran anlar. Ama bir sınav var ki, o sınav hep hatırlanacak. Matematik sınavım… Kayseri’de, bir Anadolu Lisesi’nde okuduğum yıllarda, bu sınavın bende bıraktığı etki ve içimdeki karmaşayı ne kadar anlatsam, yine de eksik kalır. O sınav, bir “takdir” meselesinden çok daha fazlasıydı. Bir hayal kırıklığının, bir umudun, ve bir geçişin simgesiydi.
Hayatımda İlk Defa Gerçekten “Beceremedim” Dedim
Bazen yaşadığınız bir şeyin ne kadar önemli olduğunu anlayabilmek için, o şeyin kaybolmasını beklemeniz gerekirmiş. İlk kez, hayatımda “takdir almak” konusunda gerçek bir anlam aradım. Bir noktada, bunun sadece bir kağıt parçası olduğunu düşündüm. Ama kaybettiğimde fark ettim ki, bu sadece bir kağıt değilmiş. Kendimi, sınıf arkadaşlarımın, öğretmenlerimin gözünde nasıl göründüğümü bir şekilde tanımlıyordu. Takdir, sadece başarıyı değil, toplumda kabulü de simgeliyordu.
Ve işte, o sınav. O sınavda 55 almak… Ne kadar basit, değil mi? 55, hayatımdaki o anı geçiştirmek için yeten bir nottu. Ama o 55’in, aslında ne kadar çok şey ifade ettiğini anlamam çok uzun sürmüştü. O sınavın sonunda notları almaya başladıklarında, içimden bir şeyin kırıldığını hissettim. Sınıfın en düşük notunu almıştım. Matematik dersinden, 55 almak, o kadar sıradan bir sonuç gibi görünüyordu ki… Ama öyle değildi.
Takdir mi? 55 mi? Nedir bu?
Matematik, hepimizin karşılaştığı bir engeldi, değil mi? Kimileri kolayca çözüyordu, kimileri ise her soruya tek tek çalışarak, anlamaya çalışarak ilerliyordu. Ben, hep birinci gruptan olmayı hayal ederdim. Her ders, sınıfta en başarılı olanlardan biri olmayı istemiştim. Ama hayatımda çok az şey hayalini kurduğum gibi gerçekleşmişti. O sınav öncesi geceyi hatırlıyorum. Sabah çok erken kalkıp, sınav öncesi son tekrarımı yapmıştım.
“İşte, bu kez farklı olacak!” diye kendi kendime motivasyon veriyordum. O kadar heyecanlıydım ki, geceyi nasıl geçirdiğimi hatırlamıyorum. Sınav kağıdını elime aldığımda, her şeyin normal olacağını düşündüm. O kadar güvenliydim ki. Ama ilk sorudan sonra, zihnimde bir şeylerin yanlış olduğunu fark ettim. Zaten sorular daha başından itibaren alışık olduğum tarzda değildi. Her şey o kadar karmaşık ve hesaplanamaz bir hal almıştı ki, her sayfada bir labirent gibi kayboluyordum.
İlk defa, “ben bunu beceremiyorum” dedim. İçimdeki o gururlu, başarmaya istekli küçük çocuk, bir köşeye sıkışmıştı. O sınavın sonucu, 55’in ötesine geçebileceğini hayal edemedim bile. Ama işte, 55 geldi. Ne kadar duygusal bir karmaşa içindeydim, anlatamam.
O 55 ile Yüzleşmek
Sınavdan sonra okula döndüğümde, duygularımın karıştığını hissediyordum. 55, takdir almanın bir adım gerisindeydi. Bir çeyrek puanla bile, bir hayali kaybetmiştim. “Eğer 55 alırsam, o zaman takdir alabileceğim.” Bu düşünce o kadar yerleşmişti ki kafama, o sınavda sadece bu düşünceyi takip ettim. Şimdi, geriye dönüp bakınca, o 55’in bana ne hissettirdiğini bile tam olarak anlatamıyorum. Bir yanda büyük bir hayal kırıklığı vardı, diğer yanda bir umut ışığı. Çünkü, o 55 puan, yine de bir şeydi. Ama takdir almak için yeterli miydi?
Hikayenin ikinci kısmı biraz daha farklıydı. Takdir almak için matematik dersinden 55 almanın, bir başarıyı simgeleyip simgelemeyeceği üzerine düşünmeye başladım. Sonuçta, takdir almak yalnızca “iyi bir öğrenci olmak” demek miydi? O 55, bu anlamda bana bir şeyler öğretmişti. Hatta belki de, bazen ne kadar çaba gösterirseniz gösterin, hayatın size sunduğu gerçekliği kabul etmek gerekiyordu. Ama o 55’in, takdir alıp almadığımda bir anlamı olmadığını da öğrenmiştim.
55 ve Takdirin Gerçek Anlamı
Kayseri’nin o soğuk günlerinden birinde, notlar açıklandığında, duygularım tam bir fırtına gibiydi. 55 almak, beklediğimden çok daha karmaşık bir hale gelmişti. O an, hayal kırıklığını hissettiğim kadar bir anlam da bulmuştum. Matematik dersinden 55 almak, bazen hayatta bir şeyin peşinden gitmenin aslında önemli olmadığını gösteriyordu. Belki de, bazen ne kadar uğraşırsanız uğraşın, bazı şeyler değişmez. Ama hayatta önemli olan tek şey bu değil. Gerçek başarı, sadece notlarla ölçülen bir şey değildir. Belki de bu yüzden, 55 aldığımda gerçekten başarılı olmadığımı hissetmedim. Çünkü içimde, başka bir tür başarı hissi vardı.
O günün akşamı, kendi kendime çok şey düşündüm. O 55’i, sadece bir sayı olarak görmemek gerektiğini fark ettim. Belki takdir almak, sadece bir sistemin parçasıydı. Ama gerçek takdir, insanın kendi içinde kazandığı bir şeydi. O sınavda aldığım 55, bana bu gerçeği hatırlatmıştı.
Sonuç: Takdir mi? 55 mi?
Sonunda, o takdirle ilgili her şeyin, bir kağıttan ibaret olduğunu kabullenmeye başladım. Matematikten aldığım 55, aslında hayatımın bir döneminde, gerçek başarıyı bulmam için ihtiyaç duyduğum bir dersmiş. Takdir almakla ilgili her şeyin, sadece dışsal bir ölçüt olduğunu fark ettim. Gerçek başarı, insanların kendi duygularını anlamasıyla ve bu duyguları nasıl taşıdıklarıyla ilgiliydi. Matematikte 55 almak, belki de o zaman, en önemli öğretimdi.
Şimdi geriye dönüp bakınca, 55 almanın, hayatımda edindiğim en büyük derslerden biri olduğunu düşünüyorum. Takdir mi? Belki bir anlamı vardı, ama 55 almanın bana kattığı şey, o kadar daha fazlaydı ki…